tiyatrom kardelen
PAYLAŞMAK GÜZELDİR  
  ANA SAYFA
  MÜZİĞİM
  TİYARO TARİHİ
  TİYATRO TERİMLERİ
  DİKSİYON EĞİTİMİ
  SES EFEKTLERI
  TİRATLAR
  OYUN METİNLERİ
  TIYATRO KITAPLARI
  GELENEKSEL OYUNLAR
  ORTAOYUNU VE KARAGÖZ
  NASREDDİN HOCA
  BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ
  PORTRELER
  EBRU SANATI
  EBRU SANATI VİDEOLARI
  USTA ELLER
  ATATÜRK'E GÖRE...
  YAZARLARDAN
  ŞİİRLER
  LÜTFEN OKU
  => QUR'AN OKU VE DİNLE
  => QUR'AN ZİYAFETİ
  => nasihat
  => alak suresi
  => kalem suresi
  => fatiha suresi
  => müzzemmil suresi
  => müddessir suresi
  => leheb suresi
  => tekvir suresi
  => Ala suresi
  => kevser suresi
  => tekasur suresi
  => ihlas suresi
  => yasin suresi
  => SIGARA
  => SIGARA2
  => sıgara3
  => sıgarabanner
  RESİMLER
  KELEBEĞİN KALBİ
  FİLM İZLE
  TUGRALAR
  2007-2008 SEZONU DT.OYUNLARI
  EN İYİ 10 TÜRK FİLMİ
  TİYATRO SİTELERİ
  ANA SAYFA HABERLERİ
  USTA TİYATROCULAR
  TÜRK HALK MÜZİĞİ ÇALGILARI
  NAMAZ VAKİTLERİ
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  ZİYARETÇİ SAYISI
  Gönül Dostları.. SİTENİZİ EKLEYİNİZ
  BANNERLERİMİZ
Ne yapsalar boş........................
göklerden gelen bir karar vardır
leheb suresi






Mekke, 06

LEHEB SURESİ

Sevgili Çocuklar!

Leheb, "Ebu Leheb'ten" söz ettiği için bu adı almıştır. Suredeki ayetlerin açıklaması şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim!
"Ebu Leheb'in elleri kurusun, kurumuştur da!
Malı ve kazancı kendisine fayda vermedi.
O, alevli ateşe yaslanacaktır.
Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde, odun taşıyacaktır."


Ebu Leheb, Peygamberimizin amcalarından birinin takma adıdır. "Alev babası" demektir. Ebu Leheb, iri cüsseli, kırmızı yanaklı, çabuk kızan, acımasız biri olarak tarif edilmiştir. Zaten kırmızı olan yüzü, kızınca daha da kırmızı olduğundan ona "Alev babası" adı takılmıştır. Arapça'da isim ve sıfatların baba kelimesi ile birleştirilerek abartılması bir dil özelliğidir. Mesela çok iyilik yapan, hayırsever kimselere de hayır babası anlamında "Ebulhayr" derler.
Ebu Leheb, kardeşinin oğlu olan Muhammed Peygamberlikle görevlendirildiğinde, büsbütün öfkeli bir insan olmuştur. Peygambere yaptığı eziyetlerle, kötülüklerle ünlenmiştir. Bu sebeble "Alev babası" anlamındaki takma adı, cehennemlik olarak anlaşıldı. "
Diğer akrabadan müslüman olmayanlar, fazla ileri gitmezken, Ebu Leheb, amcası olduğu halde, acaba niçin, yeğenine bu derecede düşmanlık etmiştir?
Ebu Leheb'in çabuk öfkelenen, kaba saba bir adam olmasının yanısıra, Peygamberimize düşmanlıkta ileri gidişinin bir sebebi de onun adından geliyordu. Ebu Leheb'in asıl adı Abduluzza idi. Abduluzza, Uzza'nın Kulu demektir. Uzza, o zaman, çok önemli, büyük bir putun ismiydi. Ailesi onu Uzza putuna adamıştı. Ebu Leheb, Uzza'nın kulu olduğuna inanıyor, Uzza'yı büyük olarak tanıyordu. Yeğeni Muhammed'in Uzza'yı küçük görmesine, Uzza'nın Allah katında hiç bir değerinin olmadığını söylemesine dayanamıyordu.
Uzza, Mekkelilerin en büyük putuydu. Mekkeliler Uzza'ya hediyeler sunar, kurbanlar adarlardı. Onu ziyarete gittikleri zamanı bayram olarak kutlarlardı. Uzza'yı Beni Süleym denilen kabile koruyordu. Beni Süleym zengin bir kabileydi. Bölgelerinde altın ve gümüş çıkıyordu. Ayrıca yetiştiricilikleriyle ünlüydüler. İslam dininin Uzza'ya tapmayı yasak etmesi Mekkelilere çok zor gelmişti. Uzza'nın aşırı bağlılarından Taif'teki zengin çiftliğinde yaşayan bir Beni Süleymli ölüm döşeğinde yatarken Ebu Leheb onu ziyarete gitmişti. Adamın adı Uhayha idi. Tarihçiler bu olayı anlatmıştır. Ebu Leheb, Uhayha'yı ağlar bulunca sormuştu:" Niçin ağlıyorsun ey Uhayha? Öleceğin için mi? Fakat ölümden hiç kimse kurtulamaz!" Uhayha şöyle cevap vermişti: "Hayır, öleceğim için ağlamıyorum. Ağlamamın sebebi Uzza'dır. Korkarım, ben öldükten sonra artık Uzza'ya tapılmayacak!" Ebu Leheb hiddetlenmiş ve şöyle demişti:" Sen yaşadığın sürece Uzza'ya senden dolayı tapılmadı. Sen öldükten sonra da sensizlik sebebi ile ona tapılmaktan vazgeçilecek değildir!" Uhayha bu sözlerden çok memnun olmuştu. Demişti ki: "Anlıyorum ki, benden sonra da ona tapan biri daha bulunacak!"
Ebu Leheb, Uzza'ya bağlılığı sebebi ile Peygamberimize ve müslümanlara türlü eziyetler etmiştir. İlk iş olarak müslümanlıktan önce oğulları ile evlenmiş olan gelinini, yani Peygamberimizin kızlarını, oğullarından zorla boşanmıştı. Peygamberimiz Kabe'de ibadet ederken, üzerine pis şeyler atar, onu peygamberlikten vazgeçirmeyi umardı. Karısı ise, Peygamberimizin geçeceği yerlere dikenler atardı. Sabahın alaca karanlığında abdest için çıktığında onlara bassın da ayakları yaralansın, eziyet çeksin diye. Dikenleri sırtına bağlayıp, uzak yerlerden taşırdı.
Sure ile ilgili bir olay da, Peygamberimizin aldığı vahiyleri en yakınlarına bildirmekle görevlenmesi üzerine olmuştu. Peygamberimiz Safa tepesine çıkmış ve halka seslenmişti. Mekke'de önemli bir haberi duyurmanın yolu buydu. Birisi Safa tepesine çıkar, seslenirdi. Peygamberimiz de böyle yapmıştı. Halk toplanınca onlara şöyle söylemişti:

-Ey Mekkeliler, siz şu dağın ardında veya şu vadide düşman atlıları var, akşama sabaha üzerinize saldıracaklar, desem bana inanır mısınız?
Halk "İnanırız,Senin yalan söylediğini duymadık.
-Öyle ise ben size, Ahiret felaketini haber veriyorum. Yüce Allah bana en yakın akrabamı Ahiret azabı ile korkut, emrini verdi. Sizi, "Allah birdir, O'ndan başka ilah yoktur" demeğe çağırıyorum. Ben O'nun kulu ve elçisiyim, dedi.

Amca Ebu Leheb halkın arasındaydı. Bu sözler üzeine deliye dönmüş, eline bir taş alıp fırlatarak şöyle bağırmıştı:" kahrolasıca, bizi bunun için mi topladın!" Diğerleri bir şey demeden dağılmışlardı.
Ebu Leheb suresi işte bu olay üzerine vahyolunmuştur. Ebu Leheb Peygamberimize "Tebben leke" Kahrolası, demişti. Surede ise "Tebbet yeda Ebu Leheb" Ebu Leheb kahroldu, denilmiştir. Böylece onun öldükten sonraki hali haber verilmiştir.
Ebu Leheb bir süre sonra halkın en çok korktuğu bulaşıcı bir hastalığa tutulmuş, kimse ona yaklaşmamış, öldükten sonra bile 3 gün boyunca kimse cenazesini kaldırmayı kabul etmemişti. Nihayet uzak kabilelerden 3 kişi kiralamışlardı da, onlara, hiç bir tören yapılmaksızın cenazeyi gömdürmüşlerdi! Surede Ebu Leheb'in, dikenler taşıyan karısının da Cehennem'de boynunda bir iple odun taşıyacağı bildirilmiştir. "Malı mülkü dünyada kendilerini Kurtaramadığı gibi, Ahirette de kurtarmayacaktır" denilmiştir. İslam dini ağaca, taşa, hiç bir yaratığa tapılmasını hoşgörmemiştir. İslamiyette ağaç çok değerlidir, asla kesilmez. Fakat ağacın tanrılaştırılmasına izin verilmez. Halife Ömer zamanında Hudeybiye ağacı kestirilmek zorunda kalınmıştır. Hudeybiye ağacı, Hudeybiye barışı yapıldığı sırada, Peygamberimizin gölgesinde topladığı müslümanlardan birlik yemini aldığı ağaçtı. İnsanlar, henüz ağaçları kutsallaştırmaya meyilli olduklarından, bu ağacı, bereket istenmek üzere hacılar tarafından ziyaret edilir olmuştu. Halife, bu ağacın ilerde bir Uzza olmasından korktuğu için ağacı kestirmiştir. Normal ağaç sevgisi çok güzeldir. Tarihi bilmeli, olayları hatırlamalı, yanlışlıklar yapmaktan kaçınmalıyız.
MİHMANDAR  
 


 
Reklam  
   
 
 
 
14.11.2007 tarhinden bu güne kadar 130466 ziyaretçi (360270 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=



   En iyi 10 türk filmi  -  2007-2008 sezonu D.T. Oyunları  -  canlı film izle  -  Oyun Metinleri  -  Tiyatro terimleri  -  Kelebeğin Kalbi  -  Tiyatro Siteleri 

 Ana Sayfa Haberleri  -  Usta Tiyatrocular  -  SİTENİ EKLE  -  Banner ekle  -  Sayaç  -  Namaz Vakitleri 

SUFLOR Bir Kültür ve Sanat Sitesidir  ______________________________ Copyright © SUFLOR.TR.GG - Telif Hakları Adnan KUŞ.' a Aittir.________________________________ 14 / KASIM / 2007


Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez. Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir. Sahibinin herhangi bir isteği olursa, eser siteden derhal kaldırılacaktır.