tiyatrom kardelen
PAYLAŞMAK GÜZELDİR  
  ANA SAYFA
  MÜZİĞİM
  TİYARO TARİHİ
  TİYATRO TERİMLERİ
  DİKSİYON EĞİTİMİ
  SES EFEKTLERI
  TİRATLAR
  OYUN METİNLERİ
  TIYATRO KITAPLARI
  GELENEKSEL OYUNLAR
  ORTAOYUNU VE KARAGÖZ
  NASREDDİN HOCA
  BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ
  PORTRELER
  EBRU SANATI
  EBRU SANATI VİDEOLARI
  USTA ELLER
  ATATÜRK'E GÖRE...
  YAZARLARDAN
  ŞİİRLER
  LÜTFEN OKU
  => QUR'AN OKU VE DİNLE
  => QUR'AN ZİYAFETİ
  => nasihat
  => alak suresi
  => kalem suresi
  => fatiha suresi
  => müzzemmil suresi
  => müddessir suresi
  => leheb suresi
  => tekvir suresi
  => Ala suresi
  => kevser suresi
  => tekasur suresi
  => ihlas suresi
  => yasin suresi
  => SIGARA
  => SIGARA2
  => sıgara3
  => sıgarabanner
  RESİMLER
  KELEBEĞİN KALBİ
  FİLM İZLE
  TUGRALAR
  2007-2008 SEZONU DT.OYUNLARI
  EN İYİ 10 TÜRK FİLMİ
  TİYATRO SİTELERİ
  ANA SAYFA HABERLERİ
  USTA TİYATROCULAR
  TÜRK HALK MÜZİĞİ ÇALGILARI
  NAMAZ VAKİTLERİ
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  ZİYARETÇİ SAYISI
  Gönül Dostları.. SİTENİZİ EKLEYİNİZ
  BANNERLERİMİZ
Ne yapsalar boş........................
göklerden gelen bir karar vardır
alak suresi



ALAK SURESİ

 

Sevgili Çocuklar!

Alak, Qur'an - Kerim'in 96. suresidir. İnsanın küçücük bir hücre olan "Alak'tan" yaratılmış olduğundan söz ettiği için bu adı almıştır. Mekke döneminde vahyolunmuştur. 19 ayettir.

Bismillahirrahmanirrahim!
"Ey Muhammed! İnsanı bir ilk hücrecikten Yaratan Rabbinin adı ile oku! Oku, kalemle öğreten, İnsana bilmediğini bildiren Rabbin en büyük lutuf sahibidir." (Alak 1-5)


Kaç yaşında olduğunuzu bilmiyorum. Ben 10-12 yaşındaki Çocukları hedef alıyorum. Sizler küçük kardeşlerinize konuyu daha sonra anlatabilirsiniz:
Surenin ilk beş ayetini kimi arkadaşlarınız, büyüklerinizin her ay yaptığı Kıraat Halkaları'ndan hatırlayacaklardır. Bunlar Peygamberimiz'e ilk vahyolunan ayetlerdir. Hicretten 13 yıl önce Ramazan ayının son 10 günü içinde vahyoldular. Milad takvimi ile 610 yılının Temmuz veya Ağustos ayı olarak hesaplanmıştır.
Peygamberimiz, Ramazan aylarının son 10 gününü, bazen daha fazlasını, Hira mağarası'nda geçirmeyi adet edinmişti. Dedesi Abdulmuttalib de böyle yapardı. Mağarada yalnızken daha iyi düşünebilir, kainatın sırlarını soruşturmaya zaman bulabilirdi.
Peygamberimiz uyuyordu. Melek O'na gelmiş, O'nu sarsmış ve Allah'ın emrini bildirmişti: "Oku, Allah'ın adı ile oku!" demişti. Peygamberimiz, "oku" emrinin anlamını başlangıçta, sadece kelime olarak aldığı için, "Ben okuma bilmem ki!" diye karşılık vermişti. Melek o zaman, O'nu daha fazla sarsmış, adeta kendine gelmesini ve okumanın ne demek olduğunu anlamasını sağlamak istemişti. Bundan sonra bildikleri ile beraber, ilk gelen ayetlerde istenen okuma Yüce Allah'ın yaradılışındaki sırları öğrenmek üzere, vahyolunan bilgileri dikkatle izleme, tekrar ederek ezberlemedir.
Peygamberimiz mağaradaki günlerinde zaten hep yaratıcıyı düşünüyordu. Kendisinin, bütün diğer insanların, bitkilerin, hayvanların, dağların, taşların, göklerin, güneşin, ayın varoluşunun sebebi ve anlamı neydi? Bu sebeb ve anlamı kendisine kim öğretebilirdi?
İşte vahy almakla Peygamberimiz bütün bu sorularına cevap alıyordu. Yüce Allah O'na okumasını emrediyordu. Okumak, sadece kalem ile yazılmış şeyleri okumaktan ibaret değildi.
Varlıklara, onları gerçekten görerek, inceleyerek bakan, sırlarını anlamak isteyen ve onlar üzerinde düşünen insanlar, onlardaki gizli bilgileri, şifreleri okuyabilirler.
İlk vahiyle Peygamberimize ilk şifre verilmişti: "Oku, Rabbinin adı ile, O insanı bir küçücük hücreden yarattı" denilmişti. İnsanın yaratıldığı küçücük hücre, sureye isim olan kelime "Alaq" tır. Alaq, annemizin rahminde Allah'ın yarattığı bir hücreciktir. Fakat Alaq'ın manevi bir anlamı da vardır. Muhammed Hamdi Yazır, Tefsir kitabında bu manevi anlam üzerinde durur.
Alaq, alaka, sevgi, ilişki de demektir. Yani insanın yaratılış hücresi, aynı zamanda bir sevgi, bir ilgi hücresidir. Erkek ile kadın, anne ile baba arasındaki, gözlere görünen ve gözlerden gizlenen, sırlı sevgi, insanı yaratan hücreyi oluşturan sevgidir. Bu hücrede neler neler yüklüdür. Yüce Allah'ın, lutuf ve kerem sahibi Yaratıcının bütün lutufları, O'nun insana verdiği bütün hediyeler bu hücrecikte yüklüdür. Güç, kuvvet, enerji, bilim, sanat, yönetme, yönlendirme... Daha neler neler. İnsanı insan yapacak bütün kabiliyetler, bu toplu iğne ucundan bile küçük hücrecikte yazılı, çizilidir.
İnsan hücresi, bu kabiliyetleri geliştire geliştire büyür ve doğmaya hazır hale gelir. Doğumdan itibaren gelişme yeni bir biçimde sürer. İnsan, Allah'ın, içine yerleştirdiği kabiliyetler yardımı ile her an yeni şeyler öğrenir, her an taze bilgilere varır. Bilgilenme çok anlamlıdır. Bilmediğini öğrenen, bilgiyi ve bilimi kuran insandır, ama insanı, bunu kuracak istek ve kabiliyette yaratan Allah'tır.
Bilgi ve bilim, insana Allah'ın verdiği ve vermekte devam ettiği hediyelerdir. İnsan bilgisi ile teknikler geliştirir. Dünyanın altını, üstünü, gökleri, uzayı fethe hazırlanır. Bunların hepsi, Yaratıcının, onun hücresine yüklemiş olduğu kabiliyetin sonucudur.
Sevgili Çocuklar, ne yazık ki insanların hepsi, yaratıcının hediyesi olan kabiliyetleri kullanmaya yeterince önem vermiyorlar. Veya önem veriyorlar da bunları tersine kullanıyorlar.
Mesela bütün kuvvetlerini, hepsi kişisel amaçlarına, çıkarlarına yöneltiyorlar. Enerjilerini "hep bana, hep bana" diye tüketiyorlar.
Oysa insanlar, hem birbirlerinden, hem de bütün diğer yaratıklardan sorumludurlar. Onların hepsini üretmek, tüketmek, yönetmek ve geliştirmekle görevlidirler. Eğer enerjilerini ve kabiliyetlerini sadece kendi çıkarlarına yönelterek kısıtlar ve kısırlaştırırlarsa, Allah'ın yaratış ilkesine ters düşmüş, karşı gelmiş olurlar.
Surenin bundan sonraki ayetleri, daha sonraki yıllar Peygamberimiizn yaşadığı olayları anlatır. Peygamberimizin düşmanlarından Ebu Cehl ile ilgilidir. Peygamberliğin Mekke döneminde bir gün Peygamberimiz Kabe'de namaz kılıyordu. Ebu Cehl O'na namaz kılmayı yasaklamıştı. Putçuluğu bırakıp başka türlü ibadetler etmesinden hoşlanmıyordu. Halbuki Kabe'de 360 tane put vardı. Her topluluk ayrı ayrı gelir, kendi ibadetini yapardı. Buna rağmen, Peygamberimizin yalnızca yaratan Allah'a ibadet etmesinden hoşlanmıyorlardı. Kabe'yi yönetenlerin hepsi böyleydi, putçuluğu koruyorlardı. Fakat hiçbiri Peygamberimiz'e saldırmada Ebu Cehl kadar ileri gitmiyorlardı.
Ebu Cehl yemin etmişti. 'Eğer bir daha Muhammed'i namaz kılarken görürse, secdede iken ensesine basıp, yüzünü sürteceğini' söylemişti. Peygamberimiz'i namaz kılarken görünce, sözünü yerine getirmek üzere yanına yaklaşmıştı. Fakat yapmak istediğini yapamadı. Gözüne öyle korkunç görüntüler görünmüştü ki, korku ile titreyerek geri çekildi. Korktuğu için de utanmıştı. O utandırmak istiyordu, utanan kendisi olmuştu.
Ayetlerde, insanlar arasında, kendisinin Allah'a ihtiyacı olmadığını iddia eden azgınların var olduğu, fakat öyle veya böyle, dönüşün Rabbe olacağı bildirilmiştir. Ondan sonra, Ebu Cehl'in davranışını hatırlatan ayetler gelmiştir. Ayetlerin açıklaması şöyledir:
"Namaz kılan kulu, namazdan yasaklayanı gördün mü! Yasaklanan mı doğru yoldaydı ve iyiliği emrediyordu, Yoksa yasaklayan mı doğruyu şaşırmış, doğrudan yüz çevirmişti? Yoksa o, Allah'ın görmekte olduğunu bilmiyor mu! Sakınsın ve yaptığından vazgeçsin! Aksi halde onu saçlarından, Yalancı ve günahkar saçlarından çeker, ateşe atarız!"(Alak 9-16)


En sonra da Peygamberimize güven verici öğütte bulunulmuştur. Ayetlerin açıklaması şöyledir:
"Onun davranışı doğru değildir. Sakın ona uyma! Sen secde et ve Rabbine yaklaşmakta devam et!"(Alak 17-19)


Ebu Cehl'in ismi bile O'nun cahilliğini göstermektedir. Ebu Cehl, cahillik babası demektir. İnsan okumalı, öğrenmeli, öğrenmeyi sürdürmelidir. Aksi halde, Yüce Allah'ın rehberliğinden çıkar, kendi kendisine yeterli olduğunu sanır ve isyan eder. Tıpkı namaz kılan insanı, namazdan alıkoyan, hatta cezalandıran Ebu Cehl gibi. Allah'ın kendisini ve her şeyi görmekte olduğunu unutur. Dönüşün Allah'a olduğunu önemsemez. Bir güçlüğe düştü mü, hemen taraftarlarını çağırır, onları yeter sanır. Oysa, onun kendisi, taraftarları ve varolan her şey gerçekte Allah'a aittir. O, bütün bunlarla nasıl başa çıkar?
Sevgili Çocuklar, bazı insanlar her devirde kötülük yapmayı denerler, bazen başarılı da olurlar. Fakat kötülerin başarısı sürekli değildir. Mekkeliler Peygamberimizi barındıramamışlardır. O'nun Medine'ye göç etmesine sebep olmuşlardır. Fakat Peygamberimiz Medine'de başarılı olmuş ve Mekke'yi Medine'nin emrine almıştır. Doğru insan Yaratıcı ile beraber hareket eder. O'nu kendine şahdamarından yakın hisseder ve sonunda başarılı olur. Önemli olan, arada geçecek zamanda, ümit kesmeyip, sabrederek çalışmaktır.
Sizler de Yüce Allah'ı sevin, doğrulukla çalışın ve başarılı olun!

http://www.kindermoschee.de/


sayfanın tamamını okumak için butona tıklayınız

sayfanın devamı
MİHMANDAR  
 


 
Reklam  
   
 
 
 
14.11.2007 tarhinden bu güne kadar 130466 ziyaretçi (360250 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=



   En iyi 10 türk filmi  -  2007-2008 sezonu D.T. Oyunları  -  canlı film izle  -  Oyun Metinleri  -  Tiyatro terimleri  -  Kelebeğin Kalbi  -  Tiyatro Siteleri 

 Ana Sayfa Haberleri  -  Usta Tiyatrocular  -  SİTENİ EKLE  -  Banner ekle  -  Sayaç  -  Namaz Vakitleri 

SUFLOR Bir Kültür ve Sanat Sitesidir  ______________________________ Copyright © SUFLOR.TR.GG - Telif Hakları Adnan KUŞ.' a Aittir.________________________________ 14 / KASIM / 2007


Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez. Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir. Sahibinin herhangi bir isteği olursa, eser siteden derhal kaldırılacaktır.